Bana bir resim çizsene anne
Umudu çiz mesela
Buram, buram sevinç koksun
Sonra ben sorayım ona
“ey umut neden bir varsın bir yoksun?”
Bana bir resim çizsene anne
Sevdayı çiz mesela
Tüm yalan aşkların gölgesinde
Soğuk bir evin içinde
İçimi ısıtan tek enerji olsun
Bana bir resim çizsene anne
Ellerini çiz yüreğini birde
Yüreğin nasıl bu kadar büyük oluyor anne
Nasıl sığıyor bu küçücük bedene?
Bana bir resim çizsene anne
Gözyaşını çizebilir misin mesela ?
Ağlatabilir misin en lacivert renkleri resim de
En derin hasretinde
Bana bir resim çizsene anne
Uçan balonlar taşıyan bir çocuk çiz
Tüm sevinçlerini gökyüzüne yollayan
Tüm renkler bulutlara armağan!
Bana bir resim çizsene anne
Sonra korkuyu çiz bir de eceli
Çekingenliği çiz…
Hüsranı çiz süren ebedi
Bana bir resim çiz anne
Bana yüreğini çiz
Yüreğinin içindeki tüm kırgınlıkları dargınlıkları
Pişmanlıkları armağan bırak bana
Yoksulluğu çerçevelet bırak masama!
Bana bir resim çiz anne
Bu düğümü çöz anne
Bu hayat ne böyle anne
Neden anne?
Ey yâr!Bir başına kaldığın zaman beni hatırlamadığını söylemiştin düşlerime… Olsun! ismimi dahi unutman umurumda değil inan… Ben senin ismini biliyorum ya o yeter bana…
Her ne kadar ismim dilinden silinmiş olsa da, her yalnız kalışında isimsiz bir sızının seni rahatsız ettiğini çok iyi biliyorum… Devamını Oku »
Sen bilmezsin!
Suskunluk ne denli bir girdaptır yürekte
bilemezsin!
Bitecek “sus”lar bitecekte
dönemezsin…
Gözyaşlarıdır bu sefer yanan cehennemimde…
Sen de yanacaksın…
Tükenince sus şarkıları dilimde
anlayacaksın…
Teker, teker düşüyor tüm şehirlerin
elinde yalnızlıktan başka sermaye kalmayacak
günü gelince…
Sus çağı altın çağını yaşayacak…
Sen yapayalnız kalacaksın
sen ağlayacaksın
sen boğulacaksın gözlerimin girdabında
kimse sana acımayacak…
Bir lokma arayacaksın sevgiden…
Demir bir lokma düğümlenecek boğazına…
dönmek isteyeceksin yeniden….
Ateşten suskunluklar düşecek avazına…
Hayır!
Zalim değilim ben…
Unutma pirinç eken buğday biçmez…
Sen ateşi ektin tüm sevgi tarlalarına
ben bir şey yapmadım… Zaten elim yetişmez…
Keşke diyorum…
Çekseydim tüm kahır tetiklerini
vursaydım yalnızlığı alnının ortasından
sus çağım altın çağına dönseydi birden…
Ama hayatı bile tutamadım ucundan
Bir sis perdesi çöküyor ta derinliklerime
Yüreğim ıslanıyor
Deliniyor gökkubbe
Yapmura tutuluyorum
Ellerim eritiyor kar tanelerini
Yüreğimin yangını gözlerimi sarıyor
Sen’ Ey mavi yıldızlardan sökülen günah’ım
Kıpkızıl oluyorsun avuçlarımda
Kanıyor âh’ım
Bir yakamoz düşüyor gözlerimden
Kızılca kıyametler kopuyor yeniden
Bir nesil yok oluyor
Bir dünya var oluyor yeniden…
Bir “kün” emrine gark oluyor her yer
Ve sen toprağa karışmışsın bihaber!
Yeniden yüreğimi ıslatmışsın… damlıyor kader…
Ben kaypak bir sabahına yetişiyorum istanbulun
Sen sırtımdaki kamburum oluyorsun
Sonra yüreğimde yürürken,
Yalnızlığıma düşüyor yolun…
Şimdi ağlıyor ve beni daha yeni anlıyorsun
Hiç hesapta yokken!
Anlıyorsun değil mi?
Ben kanıyorum sen susuyorsun
Sen mavi yıldızlardan süzülen
En kızıl günahım olsan da
Bir tek beyaz yıldızın gölgesi yok masamda
Sen can sen canan sen kanayan sen yanan!
Mavi ıslıklarla çalıyorsun türkünü
Ben kızıllığına yürüyorum
Dur diyorum! sus bana söyleyeceklerini
Ya da söyle susacak neyin varsa
Dök yüreğime yüreğinden ne artarsa
Bendeki ağır sancı ta karanlığın en derin kızıllıklarında
Simsiyah yalnızlıklardayım
Gölgem bile terk etmiş beni
Ahlardayım
Günahlardayım…
Yanındayım!!