Ara 11 2009
'Şiirlerim' Kategori Arşivi
Tem 11 2009
Sensiz de yaşanıyor!
sanmaki sensiz olmuyor…
sensiz de yaşanıyor
eksik, kırık, dökük, yılgın
ama yaşanıyor işte…
yürüyor cesedim
çiçekçiye gidebiliyorum mesela
yine sana verilmeyecek çiçekler alabiliyorum
ve hala kaybetmek korkusu ile
susabiliyorum!
ıslık çalabiliyorum
beşiktaştan geçebiliyorum
tek başıma da balık yiyebiliyorum
senin sevdiğin müzikleri
seni hatırlamadan dinleyebiliyorum
ve hala seviyorum istanbulu
sensiz de yaşıyorum işte
gün doldurur gibi,
şafak sayar gibi yaşıyorum
bu şafağın sonu karanlık değil üstelik
sana kavuşmak olmasa da ucunda
sensizliği unutturacak bir limana
acımı hafifletecek bir istasyona varacak gibi
sayıyorum şafakları…
tarifi imkansız tek düzelik bir coşku
nefessiz kalmak gibi tek hecelik bir tutku
ve üstesinden gelinmiş bir korku gibi
duruyorum öyle ortada, ortalıklarda!
umursamıyorum artık!
şarkılardan süzülen yalancılıkları
bir tarafım dökük olsa da
suyun üzerinde durabilen batık gemi gibiyim
hala bildiğin o serseriyim
romantik, şaklaban soslu geveze serseri!
ve sen…
utangaç, mahçup, suskun bir peri!
sensiz de yaşıyorum işte…
bir sorun yok senede bir gün hatırlıyorsan beni!
Enes Ali
May 23 2009
Hazır mısın?
Kesilecek ağacın
Durulmaz gölgesinde
Ben gölgesinden kaçtım
Tırmandım tepesine!
Hazır mısın depreme
Gözlerimin fay hattı!
Hüküm giydi sözlerim
En derinlere battı!
Acı soslu pişmanlık
Teknoloji çağında
Yitirilmez düşmanlık
Dostluğun sabahında
Hazır mısın düşmeye
Düşlerimin cemresi
Aşk ile doldu dünya
Yıkıldı her evresi!
Manzum hayat bozuldu
Yenildi monotona
Duydunuz mu ne oldu
Gram vuruldu tona!
Hazır mısın yanmaya
Ömrümün buz şişesi
Yıldızları saymaya
Yeter ömrün neşesi!
Tuşlarım kırık oldu
Aşka düştü pervane
Hiç bitmeyecek yoldu
Yenilen her terane!
Hazır mısın sönmeye
Göğsümde derin sızı
Hiç kalkışma dönmeye
Tükür tozlu sakızı!
Bir gece yaşamaktan
Düşer omzum kayaya
Bir ses duyuldu haktan
Arkadaş ol yayaya
Hazır mısın koşmaya
Yalınayak ölüme
Gerek yok ki coşmaya
Bir paraf at zulmüne!
Enes Ali
May 22 2009
Bilir misin?
Bilir misin, nedir mutluluk?
Aniden ve hiç sebep yokken
Ayakların kesilivermesi yerden…
İçin içine sığmazken,
Ve umut dolmak yeniden…
Bilir misin, nedir umut?
Yarınlara kara bulutlar dadanırken
“Bırakma ellerimi sıkı tut!”
Yaşama sevincine ağıtlar adanırken
Ve korku dolmak aniden!
Bilir misin, nedir korku?
Zifiri karanlığa kurşun sıkarken
Bir kurşunun karanlığa çarparak
Sekebilme ihtimalini hissedip
Ve endişe taşımak aniden!
Bilir misin nedir endişe?
Bilinmezlikler ürperti verirken
Apansız can takılı kalırken dişe!
Sanki son nefesi savurması
Ve hiçliğe düşmek aniden!
Bilir misin nedir hiçliğin?
Ayakların yerden kesilirken
Uzay boşluğuna düşen gençliğin
“Bağla yüreğimi yıldızlara”
Ve sal sevdamı aniden!
Bilir misin nedir sevda?
Ürkek kanatlar gökyüzünü okşarken
Her tarafı yamalı bir geda
Tam sefil mutluluğa ağlarken
Ve gülümsemesi aniden!
Enes Ali
May 09 2009
Korkmuşum
Yürümüş üzerime gençliğim
Karabasanlara tutulmuşa dönmüşüm
Orta yerine düşmüşüm dünyanın
Uyanmışım aksak düşlere
Korkmuşum
Yabancısıyım; bakakalmışım âleme
Korkmuşum,
Elim değer mi aşk damlatan kaleme?
Korkmuşum
Yansımaz utangaç aynaya yüzüm
Korkmuşum
Bir yokluğa kurban düşer mi hüznüm
Neye uğradığımı bilmemişim
Yarı avare yarı divane dolaşmışım sokakları
Acıklı gazellerin dramatik duvarlarını çarpmışım başımı
Bihaber taşımışım sırrını ezelin
Beyhude yakmışım yirmi dört yaşımı!
Korkmuşum
Kurtların ağzına düşer mi kalbim
Korkmuşum
Hep düşecek mi böyle incilerim
Korkmuşum
Dicle’ye düşünce sallanmaz mendil
Korkmuşum
Nerede nihayete erer bu menzil…
Enes Ali
Mar 20 2009
Yaması söküldü acılarımın!
Yaması söküldü acılarımın
Kanıyor
Damlıyor berduş gençliğimin üzerine
İntikamını alıyor
Hüzünden uzak yıllarımın
Elemlerim tutuyor ellerimden
Ellerim yanıyor!
Ne zaman cehennemden bir parça aldım ki
Aklım şaşıyor!
Kalakalıyorum pişmanlıkların ortasında
Hafif bir melodi duyuyor gibi oluyorum
Yanılıyorum!
Derinden bir gazap muştusu anımsıyorum!
Yaması söküldü acılarımın
Yanıyor!
Bıyıklarım yeni terliyor gibi
Delikanlı bir hasrete soyunuyorum
Sıçrıyor göğsümün yanar damarlarından!
Yaması sökük acılarım!
Yarım göz bakıyorum ömrüme
Uykuda yakalanmışım
Eyvah!
Bu ebabiller
Kızgın yemişler mi bırakacak heybeme
Ayık gezmiyorum artık,
Sevda sarhoşluğu değil bu!
Ayık kalmamanın meysiz çaresi!
Ben ve rüyalarım
Tam koro sarhoşluğa yattık!
Bu da işin semeresi
Yarası sökük acılarımın,
Yarım ıslık geziyorum sokaklarda
Laf atıyorum gençliğime
“ulan diyorum ulan züppe!”
Ne çabuk terk ettin beni be!
Yarası söküldü acılarımın;
Kanamış oluk olmuş içimdeki zehir
Yıkılmış üzerime
Seni taşıyamayan şehir!
Fısıltım bile duyulmamış enkaz altında
Üzerine basıp geçmişsin hayatımın
Gençliğimin izini silmişsin,
Yarım ağız kuzgunluktayım
Köşede pantolonu yamalı bir garip görüyorum
Merhaba diye haykırıyorum
Duymuyor!
Sevmiyorum sesimi…
Garip!
Üç beş sevda hatırası,
Yamalı küçük heybemde taşıyorum
Ah diyorum!
Ah ömrümün karası
Yine de yaşıyorum
Yaşıyorum be!
Sana ne!
Düşmüşüm,
Üzerinde sloganlar olan bir duvar dibine
Kahır dolu bir sitemin gölgesinden kaldırmışlar
Son emelimi!
Tutmamışlar elimi!
Yaka paça giydirmişler ecelimi
Enes Ali
Oca 01 2009
İstanbul
İstanbul
bir kaç hece sevdadan arta kalmıştı
İstanbul
martıların ruhunda kanatlanmıştı
İstanbul
güneşten fazla yanmıştı
İstanbul
bir hilal gölgesinde yakalanmıştı
İstanbul
Marmara’nın gözleri ıslanmıştı
İstanbul
sokaklarda gölgeler uzamıştı…
İstanbul
kalakalmıştı…
İstanbul
bitmeyen bir nefes gibi
İstanbul
tükenir korkunun dibi
İstanbul
iyi sakla garibi
İstanbul
“çok taze be abi!”
İstanbul
Rüyada görülen düştü
İstanbul
gönlüme bir volkan düştü
İstanbul
Tepelerde hayat büzüştü
İstanbul
boynumu aşka büküştü
İstanbul
serabın bitmeyen tutku
İstanbul
Duydum ruhunda nutku
İstanbul
tutulmuş yılların utku
İstanbul
cebimde kırık tebeşir
İstanbul
Ruhumda sevda depreşir
İstanbul
lal olmuş dilim karşında
İstanbul
ağlamışım uzaklığında
İstanbul
hala gurbet korkusu sıcaklığında
İstanbul
küllerim savrulsun yangınlarında
İstanbul
sevdamı salmıştım dünya üstüne
İstanbul
yemin olsun ki zerren üstüne
İstanbul
sarılmışım kırık büstüne
İstanbul
bir çare yok mu küsküne…
İstanbul
sılada gurbet acısı
İstanbul
gözlerde kalbin ağrısı
İstanbul
bozulmuş delikanlısı
İstanbul
hayatımın garip canlısı
İstanbul
gönlüme İstanbul düştü
İstanbul
sensizlik acı ölüştü!
Enes Ali
Ara 15 2008
Düşme peşime!
Düşme peşime ey huzur
Yeni hiçbir şey yok heybemde
İnan…
Eski bir bavuldur taşıdığım
İçinde eski bir kaç parça hatıra
Bir tarafı paslanmış anılar
Ve eskimeyen tek yara
Düşme peşime ey huzur…
Sana göre bir şey yok…
Eskiyen lavanta kokusu
Eski bir sevda
Biraz ürkek…
Biraz çocuksu…
Tüm sermayem budur!
Ha bir de eski bir nağme dilimde
Dün akşam yine dertlerimle baş başa kaldım
Çınlıyor kulaklarımda biraz cızırtılı…
Öyle içtendi ki, ruhumu acılara saldım…
Kıpraşmış içimde yer ve zaman
Bir ürperti almış kanadımı
Unutmuşum adımı…
Acı ey acı
Ey acı içinde yürek,
Ey yürek içinde alev,
Ey alev içinde zemheri,
Ey zemheri içinde zehir…
Ey zehir içinde ateş
Ey ateş içinde rahmet
Ey…
Hey gidi hey!
Aşk değil bunun adı…
Sonsuzluk, büyük zahmet
Düşme peşime huzur
Mazimde barınamadın
İstikbalim daha beter…
Öyle boş… Öyle boş…
Ellerim boş…
Bomboş bakıyor gözlerim…
Yürür gidersin kıyısından
El dahi süremezsin…
Yalancıdır sözlerim
Sesin duyulmaz buradan
Varlığın dahi yokluk boşluğunda
Yelkenleri şişiren rüzgâr
Hızlanınca zamandan
Bir adım yürüyemezsin…
Düşersin…
Kesilirsin dermandan…
İstesen bile…
Sürünemezsin…
Pişersin alnımın terinde
Olmak istemezdim yerinde…
Düşme peşime ey huzur…
Ne bir lokma ne bir hırka…
Sadece eski bir düşüm var…
Ellerimde eski bir koku,
Gözlerimde eski bir ışık
Kalbimde bayatlamış korku
Yüreğimde eski bir alev
Dilime eskiden düşmüş bir ıslık
Ve bir de eski sevdalara dair,
Huzursuz düşler…
Düşme peşime ey huzur…
Düşme işte…
Var git işine…
Enes Ali
Kas 09 2008
Öyle Ölüyorum ki Gözlerine
Öyle ölüyorum ki gözlerine
Kelebekler gibiyim sanki…
Kapılan alevin ahengine
Süzülen sessizce ölüme doğru
Bilerek ve isteyerek…
İnan ki
Yurdum sensiz şimdi
Bir feryadı taşıyor her sokak
Senin ayak bastığın her yer
Benden kaçıyor…
Saçıyor yıldızları gözlerine
Ezelden tutsak olduğum yıldızlar
Bakışın değmiş gibi uzaktalar
Ben bakınca!
Sönüyor bakışının değdiği her ateş
Öyle ölüyorum ki gözlerine
Herkes gözlerinin değdiği
Her şeyi kaçırıyor benden…
Ve şimdi
Sanki ruhuma değmiş bakışların
Ölüyorum işte…
Gözlerine ölüyorum sensizliğinde!
Terk ediyor beni
Gözlerinin hapsine tutulmuş her madde ve mana
Manasız dolaşıyorum işte…
Ölüyorum gözlerine…
Enes Ali
Eki 26 2008
Bu işte bir yalnızlık var
akşam oldu hüzünlendim ben yine
bunu çalıyor şimdilerde tüm radyolar
hey be garip sevda senin neyine,
dur dedim! bu işte bir yalnızlık var…
yürüdüğüm yollar dönmez geriye
sarpa sarıyor bütün yokuşlar
heyhat inanmışsın yalan periye
dön dedim! bu işte bir yalnızlık var
kapkara boyandı tüm bulutlarım
havada fırtına; beklentiler kar
ıslanmıştı zaten aşk kanatlarım
sar dedim! bu işte bir yalnızlık var…
martılarım uçunca güneşe doğru
semaya hakim kara kargalar
beynimde bulandı binlerce soru
çöz dedim! bu işte bir yalnızlık var…
yürüdün bir akşam bakmadın geri
yunuslar ardından çok ağladılar
belli değil dedim nerede yeri
duy dedim! bu işte bir yalnızlık var…
yalan değil gidişine ben de ağladım
birde ben de bıraktığın o ılık rüzgar,
sana doğru atamadım tek adım
es dedim! bu işte bir yalnızlık var
bıraktım hayalleri güzel kurmayı
şimdilerde ruyamda bir kadın ağlar
düşünmedim değil uzak durmayı
vur dedim bu işte bir yalnızlık var…
küstüğüm hayatı tahmin edersin
sensizlik olunca ne işe yarar
umudum yok; belki geri dönersin
kır dedim! bu işte bir yalnızlık var
aşk ocağımıza yangın düşünce
tutuşur gözümde bütün hülyalar
seninle kor olurum alevlenince
son dedim! bu işte bir yalnızlık var
hergün yolumuzdan yalnız geçerim
güller mazide kalmış yok papatyalar
hatıra dolu her an zehir içerim
gül dedim! bu işte bir yalnızlık var
uzak özlemlerde kalan umutlar
en beterini kalbim kucaklar
artık sana çıkmıyor bomboş sokaklar
cık dedim! bu işte bir yalnızlık var
çöller olsa sana geleceğim yer
yolumun üstünde olsa yokuşlar
bırak artık inadı bir ipucu ver
zor dedim! bu işte bir yanlışlık var
vuslattan sonrası umrumda değil
istersen beynim olsun tarumar
düşsem de sırrımı duymaya eğil
can dedim! bu işte bir yalnızlık var
elimde soluk bir resim görsen
saygı duy üstünde gözyaşlarım var
sonrasına razıyım ruyama gelsen
yak dedim! bu işte bir yalnızlık var…
senden sonra elimde sadece hüzün
hayallerimde silik o kara gözün
gidiyorum diyen o kahır sözün
işte tam böğrüme bir bıçak saplar
inanki bu işte bir yalnızlık var
bunu haketmedim bir yanlışlık var
şimdi bu halimle beni kim anlar
ağlasın dizimde kanlı mısralar
anlar belki beni acı şarkılar
inanki güzelim içim kan ağlar
bana inan bu işte bir yalnızlık var…
öl dedim! bu işte bir yalnızlık var…
enes ali
12-2006



